ANNELERE ÖZEL

ERROR: Widget not found!

Bebekle Anne Yapışıktır

 

Bugün mailime gelen bir soruyu ce­vaplamak istiyorum. Birçok annenin kay­gısını dile getiriyor bu soru...

 

Soru aynen şöyle:

 

 

Kızım 28 haftalık dünyaya geldi, 810 gr. ama güzel gelişti, şimdi emeklemeye başladı.

 

 

 

Kızım çok stresli... önceleri küçüktü erken doğduğu için diye düşünüyordum; ama artık nerdeyse yaşına girdi, çok az uyku uyuyor, gözler fıldır fıldır.

 

 

 

Cok aktif ve hiç yanından ayrılmamı istemiyor, ama ku­cakta da  durmuyor... hep huzursuz ne yapacağımı bilemez hale geldim ruh sağlığının bozulmasını istemiyorum ne ya­pabilirim?

 

 

 

 Onun korkularını nasıl giderebilirim? Ne kadar konuşur­sam konuşayım yanından ayrılınca çok panik yapıyor. Za­ten en fazla mutfağa mama yapmaya gidiyorum, o da 3 da­kikadan fazla sürmüyor. Ben dönene kadar kendinden geçi­yor adeta.

 

 

 

 Acaba yanlış bir uygulama mı yaptım diye çok korkuyo­rum, ıhhh dese basındaydım neden böyle oldu anlamadım. Zaten 14 sene sonra çocuk sahibi oldum, evde her zaman bayram havası vardı halen de var.

 

 

 

 Bana biraz yol gösterici fikirler verirseniz sevinirim. Acaba bu yaşta bu hareketler normal mi, yoksa bir yerde bir problem mi var?

 

 

0-2 yaş arasındaki bebeklerin psikolojisi çok ilginçtir.

 

Bebek kendisini "annesiyle bir" algılar. Yani annenin kop­yasıdır. Annenin ruh ikizidir. Annenin uzantısıdır.

 

Anneler için de böyledir aslında... en fazla bu dönemde korur anneler bebeklerini... en fazla bu dönemde zarar gör­memeleri için uğraşır...

 

Bebek, dünyaya eksiz ve çaresiz olarak gelir. Ve kadının

olma süreci, bebeğin anneyi "anne kılma sürecine

bağlıdır.

 

Kadını anne yapan, dünyaya getirdiği bebeğidir.

 
.. .ve çocuk annenindir! Bu psikolojide çok temel bir felse­fedir...

"Çocuk kimin?" sorusunun cevabı çok nettir:

 

Çocuk kesin olarak annenindir... Anne vericidir... biriktirmez kendinde... verir çocuğu­na... esirgemez... saklamaz...

 

Anne ile bebeğinin birbirlerini "bir" algıladıkları bu dö­nemde, iletişim çok yakındır...

 

Anne odadan çıkar, bebek ağlar...

 

Anne komşuya gider, bebek ağlar...

 

Annenin canı sıkılır, bebek huzursuzlaşır..

 

Anne, babanın yaptığına dayanamayıp ağlar, bebek baba­dan nefret eder...

 

Anne sevinir, bebek mutluluktan çıldırır...

 

Anne üzülür, bebek tedirginleşir...

 

Bebek elini kanatır, annenin canı yanar...

 

Bebek ateşlenir, anneyi fenalık basar...

 

Bebek koşarken yere düşer... annesinin gözündeki korkuyu ve endişeyi gördüğü için ağlar... aslında bir çok kereler düşmenin etkisini hissetmez bile... ama annesinin yanına koşarken, gözlerinde biriktirdiği endişeyi görünce dayana­maz bırakır yanaklarının boşluğuna gözyaşlarını...

 

Anne-bebek olmak çok özel bir ilişkidir sevgili okuyucu­lar!

yaşanan hiçbir ilişki, anne/bebek ilişkisi kadar iç içe geçemez...

 

Birinin diğeri için ağladığı... birinin diğerini göremeyince endişelendiği... birinin diğerini kaybedince korktuğu bir iliş­ki...

 

Bu açıklamalardan sonra anneyi bazı noktalarda uyar­makta yarar var.

 

Anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, bebekler anne ile yapı­şık bir ilişki yaşıyorlar.

 

Annenin gözünün önünden ayrıldığında bebeğin ağlama­sı, kötü ve endişelenecek bir durum değildir.

 

2 yaşından sonra, bebek, anneden ayrı, anneden özerk bir varlık olduğunu anlamaya başlayacak zaten... hatta bu dö­nem istemeseniz de kaçınılmaz bir süreç olarak hayatınıza girecek...

 

Bununla beraber, şu anda bebeğinizin endişelenmemesi için, onunla konuşmaya devam edin.

 

Çok ağlayan bebekler genellikle çok azarlanan ya da yük­sek sesle tepki gören bebekler oluyor. O nedenle bebeğinize ani çıkışlar, şiddetli azarlamalar yapmamaya özen gösterin.

 

Hatta bence anne mutfakta iş yaparken, bebeğini yanına alabilir...

 

Bebek arabasında veya benzeri bir araçta, onu yanınızda bulundurabilir, işinizi yaparken bir yandan da bebeğinizle sohbet edebilirsiniz.

 

Böylece hem bebeğinizle sıkı bir diyalog geliştirmiş olur­sunuz hem de bebeğinizin dil ve zekâ gelişim süreçlerine şimdiden çok ama çok olumlu bir katkıda bulunmuş olursu­nuz...

 

Kısaca özetlemek gerekirse, bebeğinizin içinde bulundu­ğu dönem, sizi görmediğinde endişelenip kaygılanmasının normal olduğu bir dönemdir. Lütfen endişelenmeyin...

 

Öyle bir gün gelecek ki, sizi göremeyince değil, gördüğü zamanlarda endişelenecek!.. ©

 

 

Bookmark and Share  

 

 

MEVLÂ BİZDEN ÖNCELİKLE NE İSTİYOR?

 

ELEKTRİK BÖLÜMÜ üçüncü sınıf öğrencisiyken belki de dünyada hiç yaşanmamış bir olay yaşadım...

 

Zor bir dersten sınava girmiştik. Sınav süresi üç saatti. Sınavda her şey serbestti. Defter, kitap ve her türlü dokü­man serbest... İsteseniz kütüphanenizin tamamını sınava ge­tirebilirdiniz.

 

Sınavda üç soru sorulmuştu. Her sorunun üç-dört tane şıkkı vardı. Her türlü dokümanın serbest olması, soruların ne kadar zor olduklarını anlatmaya yeter herhalde...

 

Bu üç sorunun ikisinden hiçbir şey anlamamıştım. Sanki bu dersi hiç görmemiştik... İlk anda soru kâğıdını alıp sınav­dan çıkmayı düşündüm. Ancak yanımda dersle ilgili çok sa­yıda doküman vardı.

 

Kolaya teslim olmayı kendime yedi­remedim. Sınavda kalmayı ve soruları çözmeye karar ver­dim. Şu kitap, bu defter, öteki kitap... Olmadı. Sil baştan başla... Kafa kalmadı. Bunaldım. Başımı sıranın üstüne ko­yup biraz dinleneyim, dedim. Dinleneyim derken uykuya dalmışım. Göz kapama değil, resmen uykunun tâ kendisi... Uyuduğumu, uyanınca anladım. Sıranın sertliğiyle yüzü­mün yarısı da sertleşmişti.

 

Uyandığım ilk anda nerede olduğumu çıkaramadım. Çı­karamadım çünkü... Aklım başıma geldiğinde tam bir saat­ten fazla uykuda kaldığımı anladım. Dünyada belki de hiç yaşanmamış bir olayı yaşıyordum. Bu nedenle ilk uyandı­ğım an, sınavda olduğum hiç mi hiç aklıma gelmedi. "Bura­sı neresi? Ben neredeyim?" diye aklımı toparlamaya çalışır­ken sınavdaki arkadaşlarımı fark etmeye başladım. Önümde defterleri kalemleri de görünce jeton düştü. Şaşırmış, çok mahcup olmuştum.

 

Dersin hocası da bir prof tu. Hocamız­dan da çok utanmıştım.

 

Uyandıktan sonra sınavın bitimine bir saat bir süre kal­mıştı. Hemen soru kâğıdına yöneldim. Kaldığım yerden de­vam ettim. Sonuçta bu sınavdan geçer not almıştım.

 

Peki, ya bu sınav bitinceye kadar hiç uyanmasaydım ne olurdu?

 

Bu sorunun cevabı çok açık: Sınavdan geçer not alamaz­dım...

 

Uykuda uyandığım ilk an nerede olduğumu çıkarama­mıştım. Bir şaşkınlık yaşamıştım. Bir de uyku sersemliği var... Bu şaşkınlık ve zihin sersemliği beş-on saniye devam etti. Eğer bu şaşkınlık beş-on saniye değil de sınav bitinceye kadar devam etseydi, uyanmış görünmenin hiçbir faydası olmayacaktı.

 

Yine başarısız olacaktım...

 

Başımdan geçen bu olay, hayatı ne derece algıladığımı sorgulamam için iyi bir ders olmuştu.

 

Bana verilen ömrü uykuda mı geçiriyordum?

Uyanık gorünüyorsam ömür sahifelerimi neyle dolduruyordum?

Bedenimin, ruhumun ve tüm ihtiyaçlarımın sahibi olan Allah'a karşı ne derece dü­rüsttüm?...

 

İnsan, kâinatta düşünme yeteneği olan tek varlık. Ve ben de "insan" olarak yaratılmıştım.

 

Vücudumdaki elementlerin aynısı hayvanlarda da var; ama hiçbir hayvan medeniyet kuramadı.

 

Hayvanların hiçbir türünde "istikbal" endişesi yok; oysa bende var. Bu nedenle üniversiteye girmiş, meslek sahibi olmaya çalışıyorum. Gel gör ki sınavda uyukluyorum. Olacak şey mi?

 

Değerler üstü kıymeti haiz olan "hayat"ın esprisi nedir? Elimle, gözümle, ilmimle tanık olduğum her mevcudun bir hikmeti var da kâinattaki bütün mevcutların hizmet ettiği "hayat"ın bir hikmeti yok muydu?

 

Hayatın gerçek hikmeti­ni biliyor muydum?

Hayat sınavında sorulan soruyu tam olarak anlayabilmiş miydim?

Sabahları uykudan uyandı­ğımda dünyanın cazibedar oyuncaklarıyla "gaflet" denilen başka bir uykuya mı dalıyordum?

Hayat sınavının bitimine acaba kaç saat kalmıştı?

Geri kalan sürede geçer not alabile­cek miydim?...

 

İmtihan zor, ama her doküman serbest. Hayatın değerini gerçek anlamda idrak etmiş ve silinmez izler bırakmış bü­yüklerin kitaplarını okumak, hatta onlardan kopya çekmek bile serbest. Yeter ki azmimi yitirmeyeyim... Başkalarına de­ğil, bizatihi kendi öz nefsime karşı dürüst olabilsem, Cenab-ı Hakkın inayetine ve merhametine nail olabilirim.

 

Evet, sınav henüz bitmedi. Soruları bir daha baştan oku­mak lâzım: Mevlâ bizden öncelikle ne istiyor?... 


Kostenlose Webseite von Beepworld
 
Verantwortlich für den Inhalt dieser Seite ist ausschließlich der
Autor dieser Homepage, kontaktierbar über dieses Formular!